2 Aralık 2016 Cuma

'Albayım'ı neden üzüyorsunuz?



Nesnelerle ilişkimizin, Marx’ın o nefis tanımlamasıyla  “meta fetişizmi”[1] boyutuna taşınması yeni değil. Sanayi Devrimi’nden bu yana kör-topal yürüttüğümüz bu ilişki, onları şeyleştirerek anlamından kopartmayı, içini/içeriğini boşaltmayı başarıyor. İlişkinin diğer yanında duran bizler de diğer “şey”ler olarak manipüle edilmiş, tektipleştirilmiş bir hayat biçimini, çok kafa yormadan, üzerinde düşünmeden yaşamaya devam ediyoruz.
“Kültür Endüstrisi”[2] dediğimiz kavram, Avrupa özelinde, faşizmin yükselip sosyalist kimi yenilgilerin yaşandığı bir dönemde doğmuştu. Artık “yeniden üretilebilir”[3] olduğu bu çağda sanat yapıtı, biricik olmaktan çıkmış, rahatça yayılmaya başlamış ve mübadele edilebilir olmuştu. Kitle iletişim araçlarının ve görsel üretim tekniklerinin gelişmesine, çoğalmasına ve elde edilebilir olmasına paralel olarak –kapitalizmin tam da arzu ettiği biçimde-  sosyal kişileri öznelikten nesnelliğe aktaran bu endüstri, kişileri tek tipleştirirken aynı zamanda sanat yapıtlarını da ticari bir meta olarak kullanıma sundu

                              Fast-food kıvamındaki pop tarih

Aradan geçen altmış yetmiş yılda devasa yenilikler, teknolojik devrimler yaşandı. Radyo, televizyon derken, bilgisayarın ortaya çıkması, internet denen bir “zımbırtı”nın[4] dünyayı kaplaması ile birlikte yaşam şekillerimiz değişti. Elbette buna paralel olarak kültür endüstrisi ve unsurları da. Yaşadığımız çağda yeniden ve farklı platformlarda kurmaya başladığımız ilişki ağlarımız oluştu. Facebook, twitter, tumblr, instagram gibi haberleşme ve eğlence ağları; linkedin gibi iş bağlantı noktaları; vikipedia ve bazı sözlükler gibi hazır, stok ve özet bilgiye ulaşma siteleri gündelik yaşamımızı kaplar oldu. Bu yeni ağlar bilgiye ulaşmamızı kısmen kolaylaştırıp, Gezi Direnişi örneğinde olduğu gibi haberleşme olanaklarımızı artırırken bir yandan da yanlış bilgilendirmeye, manipülasyona açık bir hâle gelmemizi sağladı. Besteci Maurice Jarre’nin ölüm haberini duyar duymaz vikipedideki sayfasına afili bir cümle ekleyip, hemen o anda haberi veren internet medyasının ve ertesi gün haberi yapan yazılı basının bu cümleyi kullanmasına yol açan Dublinli sosyoloji öğrencisi  Shane Fitzgerald, daha sonra kimi medya organlarını bu hınzırlığı kendisinin yaptığına ikna edememişti örneğin.[5]
Bu ve benzeri binlerce örnekte görebileceğimiz gibi bilgiyi yüzeysel olarak edindiğimiz bu mecra, kapitalizmin kendini sürekli yeniden üretme kaygısıyla bilgiye nüfuz etme, kendimiz için değiştirip dönüştürebilme ihtimalimizi elimizden alırken diğer taraftan da “arzu nesnesi” meselesini biraz daha çetrefilleştirdi, dolayımlarını değiştirdi.  Artık bir meseleyi bilmek için izah etmemize, gerçek dünyada üzerine konuşmamıza, tartışmamıza gerek kalmadı. İçinde yaşadığımız fast food kıvamındaki pop tarih daha sentetik ilişki biçimleri kurarak uzaklaştığımız “nesne”leri, bilmeden bilir hâle gelebilmenin yolunu açtı. Dolayısıyla arzu nesnesini üretmenin ve biçimlendirmenin yeni yolları ortaya çıktı. İnstagram’da yahut benzeri/türevi sitelerde dizayn edilmiş (mutlaka tabağında bir kurabiye ya da çikolatanın olduğu kahve fincanlı, kalem ve not defterli, bir ihtimal gözlüğün de iliştirildiği) fotoğraflarla bazı kitapları paylaşmak, twitter ve facebook’ta bazı yazarlardan alıntılar yapmak arzu nesnesi olmanın ve o eylemi (okumayı) eylediğinin işareti olmaya başladı. Okunmayan ama çokça satılan kitaplardan bir dağ önümüzde oluşuverdi.

Sanat nesneleri arzu nesnesine dönüşüyor

Peki hangileri bu bazı kitaplar? Ya da kim bu zavallı yazarlar? Raif Efendi’den, Maria Puder’den, Turgut’tan/Selim’den ya da Ruhi Bey’den ne istiyoruz? Albayım’ı niye üzüyoruz? Belki de daha önemlisi, istediğimiz şey her neyse niye bu yazarlardan istiyoruz?
Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, bir kitapçı değilse de bir sahhaf (günlük kullanımıyla sahaf) dükkânında çok sorulan kitaplar üzerinden gitmek istiyorum. Trajik biçimde internette bir ara meşhur olan listemde bu yazarların bir kısmı dizilmiş, duruyor. Beat Kuşağı’nın ünlü ismi Kerouac’ı ve Bukowski’yi ayırırsak diğer bütün yazar ve şairler aşağı yukarı aynı ortak paydada toplanabilecek isimler: Oğuz Atay, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar… Esasen isimler değil, bu isimlerin bazı kitapları. Örneğin Korkuyu Beklerken sorulmaz ama Tutunamayanlar defalarca sorulur, İçimizdeki Şeytan’ın bazen kadri kıymeti bilinirken ilk baskısı ile ikinci baskısı arasında neredeyse kırk yıl olan Kürk Mantolu Madonna için günde birkaç kez şansını dener insanlar. Sevda Sözleri denince akan sular durur da, 99 Yüz bilinmez bile.
Kendi içinde çelişkili bir durum olduğu ortada. Yukarıda çerçevesini kabaca çizmeye çalıştığım çağımızda insan ilişkileri –neredeyse- tamamen gündelikleşmiş, basitleşmiş ve metalaşmışken, tam bunun tersine olan kitaplar nasıl popüler olabiliyor? Georg Simmel’in modern şehir üzerine söylediğini değiştirerek kullanırsam; koskoca bir metropole benzeyen sosyal medyada herkes bir göz artık, herkes görüyor, herkes görülüyor.[6] Ve dolayısıyla, tuhaf bir biçimde meta bazlı ilişkiler özü bunun tam tersi olan sanat yapıtları üzerinden kurulup, arzu nesnesi olma hâli buradan yaratılıyor. Gündelik hayatımızdaki basit orta sınıf kaygılarımızın, dünyadan ve hatta kendisinden habersiz ülke aydınımızın traji-komik tasvirini yapan Oğuz Atay; kendindeki arzu nesnesini, kaybetmiş, sisteme yenilmiş, “tutunamamış olma” hâli üzerinden kuran ve sosyal medyada alacağı layk üzerinden kendine bir oluş inşa eden insanların can simidi oluyor. Ya da melodramik bir biçimde eski masalları, hikâyeleri andıran bir sonla biten Kürk Mantolu Madonna; günübirlik ilişkiler etrafında dönen bir dünyada, melankolik, aşırı duygusal, aşırı romantik-miş gibi gözükmeyi tercih eden insanların fotoğraf karelerine sıkışıyor. Ortalık asıl sahibi bilinmeyen ama altında Can Yücel, Edip Cansever gibi imzaların olduğu aforizmalarla dolup taşıyor. Mevlana “new age” bir hışma uğruyor. Bu gönderiyi yapan kişi biraz sonra bir felaket haberine ağlamaklı bir işaret bırakırken, peşisıra bir başkasının “pıçaklarım” diye biten karikatürize mahalle kabadayısı merkezli gönderisine gülücük işareti bırakıyor.

Romantik karakterlerden kendi ötekimizi yaratıyoruz

Şurası kesin, kapitalizm benzer davranış kalıpları yarattığı, benzer duygu dünyalarında bizi yaşattığı ölçüde başarılı. Ve varoluşu gereği kendi ideolojisini ya da hareket tarzlarını yaratarak kullanabileceği her şeyden sonuna kadar faydalanıyor. Bu kitaplar etrafında yaratılan kutsallık ve fetiş nesnesi kılma hâli, ticari bir ilgiyi doğurması sebebiyle kitabın (ya da “şey”in) daha fazla üretilmesine; sadece satın alınarak olsa bile daha fazla tüketilmesine yol açıyor.  Çepeçevre kuşatıldığımız sosyal ağlar, “kırık ve ıstırap dolu” hayatların halet-i ruhiyesini paylaşan ama kendi yaşantısı hiç de öyle olmayan kimliklerle dolu bir dünyaya dönüşüyor. Reklamların kısa vuruculuğunda, en uzun sahnesi yirmi saniye süren müzik kliplerinin ortasında, yüz kırk karaktere sıkıştırılmış anlatım mecralarında yaşayan kimsecikler Raif Efendinin azaplarını çekmeye göze alamazken, Turgut’un dünyasında yaşamayı düşünmezken; bu azabı çekmeyi arzulayan bir insan imajı yaratmakta hiçbir yanlışlık görmüyor. Bu görmeme üzerinden kurdukları kendilerini bütünlemek içinse, okumayacakları kitapları edinip ya fotoğrafını ya da internette kısa bir aramayla bulabilecekleri “vurucu”, “etkileyici” kimi cümleleri paylaşmakla yetiniyorlar. Bu tutunamayan yahut romantik karakterlerden bir kendi ötekimiz yaratıveriyoruz.
Zaman zaman geri teptiği de oluyor elbette. Çok kısa zaman önce, bir magazin programındaki sunucunun, Kürk Mantolu Madonna kitabını pop şarkıcısı Madonna’nın hayat hikâyesi sanıp her şeyi birbirine karıştırması, karıştırmanın ötesinde “bilmiyorum” diyememekle malûl olup, olanca cahil cesaretiyle kitap ve kitaptan uyarlanacak film hakkında ahkâm kesmesi yaşadığımız durumun en açık özeti gibiydi. Muhtemelen dalga geçenlerin, eleştirenlerin bir kısmı da kitabı okumamışlardı. Layklanacak bir kitabı bilmeyen birini eleştirme bahsi üzerinden yapılan paylaşımlar, yeni laykların önünü açarak kapitalizmin en sevdiği döngülerden birini yarattı. Sunucunun eleştirilere cevaben söylediği “bana bakacaklarına Musul’a baksınlar”, “halkın merhamet seviyesini gördüm”, “ölmüş anneme küfrettiler” gibi açıklama başlıkları memleketin hangi basit noktalar üzerinde nefes alıp verdiğinin, hangi “hassas” konuların kurtarıcı olabileceğinin de bir göstergesi elbette.  Cehaletin prim yaptığı günler deyip geçmek istiyorum; Ezîdiler’i Hristiyan, On İki Adalar meselesini Lozan’dan kalma bir “sorun” bilen bir Cumhurbaşkanı varken bu pür cehalet konuşmaya değmez.





















[1] Ekonomi Politiğin Eleştirilmesine Katkı, Karl Marx, May Yayınları
[2] Aydınlanmanın Diyalektiği, Horkheimer-Adorno, Kabalcı Yayınevi
[3] Teknik Araçlarla Yeniden Üretim (çoğaltma) Çağında Sanat Yapıtı, W. Benjamin, Agora Kitaplığı
[4] Binali Yıldırım, 10. CeBIT Bilişim Eurasia Fuarı açılışındaki konuşmasından, Ekim 2009
[5] 7 Mayıs 2009 tarihli Radikal Gazetesi
[6] Aktaran: Nurdan Gürbilek, Mağdurun Dili, Metis Yayınları

"Komünist Yusuf"





“Gece, razakı üzümü yiyebileceği için sevinen biriydi bu. Bir daha üzüm almadım.”[i]

Bağbozumu biteli hani oluyor, asfalt yolun ikiye böldüğü bağlar kahverengine yakın.  Yoldan sola girip köyün (artık mahalle) girişine varıyorsun; uzun, ağaçlıklı yolun bitiminde köyün meydanı, otobüsler oradan Manisa’ya dönüyor. Sakin, yeşil, önünde sıra sıra “aylakçılar”ın oturduğu kahveler. “Bunların, çok afedersin, götünden ter akar yazın, bağlarda çalışırlar; sonra zeytinliği olmayan bu aylakçılar aha böyle afedersin ayı gibi yatarlar” dedi muhtar. Sonradan tanıştığın muhtar.



“İnsanlarda anlayamadığı bir şey de gazete okumalarıydı. Neden her sabah içlerini karartmak gereğini duyarlardı acaba?”

Eskiden belediye binası olan yapının yanından geçip, ufak bir tur atıyorsun. Bir geniş sokak boyu ilerle, sağa dön, bir daha, yürü… Köy işte, herhangi bir köy kadar. Eski adı “Belediye Çay Bahçesi” olması muhtemel yerde gazete okuyan iki üç kişiye selam verip masalarına oturuyorsun. Meramını anlattın, Yusuf Atılgan’dan iz bulmaya geldiğini. Halil İbrahim biliyormuş Atılgan’ı, “Aylak Adam” dedi hemen. İyi bu, Hamdi Efendi’nin oğlu Yusuf’tan konuşmaya başladınız, bir çay daha geldi, kalktınız sonra, oturduğu iki evi de görmek istiyorsun. Birinde oturmuşlar, sonra satıp diğerine geçmişler; gerçi o ilk evin önüne iki katlı bir bina yapılmış, avluda mahsur kalmış bizimkinin evi, dışarıdan da olsa görmen mümkün değil.




“ Sağdaki yatak odasına girdi. Odanın tek penceresinde, arkadaki ağaçların yarı yarıya gizlediği iki katlı bir ev görünüyordu.”

İki adım ileride, köşede, önüne sepetli bir motor duran evin önünde duruyorsunuz. “Aha bu ev” diyor, Halil İbrahim, “sonradan karısı sattı evi”. Evin aslında satılmadığını, göz kulak olsun kabilinden birine usulden kiraya verildiğini muhtardan öğreniyorsun. Motor güzel , camgöbeği mavisine yakın renkte, sepetli, üstünde bir örtü var markasını göremiyorsun, ya İje’dir ya Balkan. Baban da severdi bu motorları, evde hep CZ veya Java’nın benzin kokusu, çocuk hâlinle sokağın başındayken bile ayırtettiğin sesi, puslu hatıralar. Halil İbrahim’den aldığın ilk yanlış bilginin o anki kızgınlığıyla, eve çok da yaklaşmadan bir iki poz fotoğraf çekiyorsun. Bu ev, Halil Şahan’ın kitapta[ii] bahsettiği ev olmalı, Anayurt Oteli’ni ve Aylak Adam’ı yazdığı; yazarken, saçakta yaptıkları gürültüden rahatsız olduğu serçelere ateş ettiği rivayet edilen ev. Saç sobanın çıtırtısına Seha Okuş’un sesinin karıştığı ev.



“Bütün yazdıklarını acele etmeden, küçük küçük yırttı. Bu da bitmişti.
Gene eskisi gibiydi. Yırtıkları toplayıp mutfaktaki çöp tenekesine attı. Dönünce pencereden baktı. Ordaydı.”

“Gomüniz Yusuuuf Gomüniz Yusuuf” diye bağırıyor artık yüzleri bile birbirlerine karışmış, dilleri dolaşık iki kardeş. Leş gibi ispirto kokuyorlar, sakallarına sızanı geçtim, ciğerleri çürümüş artık, alkol buharı soluyorlar. Az evvel kendi aralarında, bu gomonizin nasıl urus acanlığı yaptığından, bir pilotu ayartıp hava fotoğrafları çektirdiğinden, her hafta gidip karakolda imza verdiğinden bahsedip öfkelendiler bu öğretmen eskisine, yine. Ve mavi ispirto şişeleri ellerinde, birbirlerine destek verip evin önüne çömdüler, perdeleri ekseriyet kapalı bu eve doğru bağırıyorlar: “Gomüniz Yusuuuf Gomüniz Yusuuf”

Elli yıl önceki bu hayaletleri bırakıp, muhtarın oraya yöneldin, genç bir çocuk, otuz olmamıştır daha, adı Gökhan. Yine derdini anlatıyorsun, yine meraklı bakışların karşısında bir bardak çay; ardından hemen köşenin yanındaki berberden anahtarı alıp anlı şanlı “Yusuf Atılgan Halk Kütüphanesi”nin kapısını açıyorsunuz.




“Hırsız girse bile kitapları çalmazdı. Ötekiler umrunda değildi. Kapıyı itti. Yağlıboya kokan bildik, ılık bir yel çarptı yüzüne.”

Bir gönüllünün gönderdiği parayla yapılmış kitaplıklarda Meydan Larousselar, birkaç cins başka ansiklopedi, MEB klasikleri ki hepsinin sonradan yapılan ciltleri sökülmüş, kimi dünya klasiklerinin kötü yayınevlerinden lezzetsiz çevirileri. Yine bir gönüllü “bağış” diye gönderilen “kitaplar” arasından üniversite hazırlık, İngilizce ders ve sınav hazırlık kitaplarını ayıklamış en azından. Çöpe atmalarını söylemiş, haklı. Bu öfkeli ve memnuniyetsiz kahramanlar yaratan adam iyi ki görmemiş burayı diyorsun kendi kendine. Çıkıyorsunuz odadan.

“Futbol maçı hastalarınınkini anlıyordu. Ya ötekiler?”

Yan tarafı düğün salonu, önü-içi kahve olan “Hacırahmanlı Gençlik ve Spor Kulübü”nün girişinde solda, ozalitçide büyütülmüş fotoğrafı ve kurucular listesinde, diğerlerinden azıcık büyük fotoğrafıyla “yazar” Yusuf Atılgan! Gerek muhtarın gerekse Halil İbrahim’in mutabık oldukları konu, futbolu çok sevdiği ve kurucusu da olduğu kulüple epey ilgilendiği; köye bıraktığı iki izden biri, diğeri Zeytinyağı Fabrikası.




Biraz siyah beyaz fotoğraflara bakıp bir iz arıyorsun. Saruhanlı’dan gelen takımla maç yaptıkları zamanlardan, Gençler Lokali’nde altmışaltı oynadığı zamanlardan, oturup ortakçısıyla hesap yaptığı zamanlardan: Havaya asılı kalmış bir iz, bir anı, bir işaret. Yok. İki fotoğraf sadece.


Bitti galiba. Dönüş vakti.

Dönüyorsun.




[i] İtalik alıntıların tamamı Aylak Adam  romanından (YKY). 
Fotoğraflardan ilki Sevgili Halil Kardeş kitabından, Halil Şahan'ın deyimiyle "Hacırahmanlı Yusuf Ağa"nın "Yusuf Bey Oturuşu". Diğer fotoğrafları köye gittiğimde çekmiştim.

[ii] Sevgili Halil Kardeş Köye Mektuplar, Yusuf Atılgan, Haz.: Burak Fidan, Edebi Şeyler Yayınları, 2014

18 Kasım 2016 Cuma

İyi kitap, nitelikli çeviri

İyi bir okur olabilmenin bir yolu da iyi çevrilmiş kitapları okumaktan geçiyor. Ana dilimiz dışında bir dili yetkin şekilde bilmiyorsak tabii. Bugün Kafka’nın, Dostoyevski’nin kahramanlarının iç dünyalarını anlayabiliyorsak;  Dickens’ı, Balzac’ı lezzetle okuyabiliyorsak, bunda hem çeviri yaptığı dile hem de Türkçe’ye gayet hâkim çevirmenlerin büyük katkısı var.
Dükkâna gelen pek çok okura, arkadaşlarıma tavsiye niteliğinde isimler öneriyorum. Yoksa ortalık 100 temel eser basmanın rantıyla pıtrak gibi bitiveren yayınevlerinden çıkmış, kısaltılmış, kırpılmış, özünü yitirmiş nice “dünya klasiği” ile dolu. Bir kısmının künyesinde çevirmen ismi bile yok, “hazırlayan” var; yani sağdan soldan, diğer çevirilerden kendince bir derleme (intihal ya da hırsızlık da diyebiliriz) yapan var. Yine bir kısmında mütercim-tercümanlık öğrencileri; bir kısmında İngilizce, Fransızca, Rusça, İtalyanca, Almanca gibi belli başlı dünya dillerinden çevrilmiş kitaplarda çevirmen olarak imzasını gördüğümüz, bu dillerin hepsine acayip hâkim(!) kişiler var. Ya da kitabı çevirdiği ülkenin dilini bilse de, ruhunu bilmeyen çevirmenler var. Örneğin yıllar evvel Pegasus Yayınları, Sandy Tolan’ın Limon Ağacı kitabının ikinci baskısını, bir önceki baskı/çeviri[i] için özür dileyen bir metinle birlikte yayımlamıştı.
İyi çevirmenler bizi edebiyatın o şahane dünyasına dâhil ederler. Kötü çeviri de tıpkı kötü romanlar gibi insanı edebiyattan soğutur. Dolayısıyla mecra netameli, hassas ve önemli. Bir süredir iyi çeviri yapan çevirmenlerle ilgili bir liste yapmak aklımdaydı, sözü yazıya dökmek gerekiyordu. O arada Ekşi Sözlük’te kafkaesque takma adıyla yazan bir yazarın yaptığı derlemeyi gördüm; hem konu hakkında yazıştık hem de kendimden de ekleyerek yayınlamak için iznini aldım, ufak tefek değişikliklerle beraber kamu hizmetine açıyorum:


İngilizce çeviriler:




-Mina Urgan: İngiliz Edebiyat Tarihi profesörü olan bu miniminnacık huysuz kadın başta Moby Dick ve Sineklerin Tanrısı olmak üzere, İngilizce’nin en temel yapıtlarından birkaçını çevirmiş; muhteşem dolulukta bir İngiliz Edebiyat Tarihi yazmıştır. Thomas More’un ‘Ütopya’sına yazdığı önsöz ders niteliğindedir.

-Murat Belge: Zor yapıtların çevirmeni, Faulkner gibi bir yazarı çevirmiş olması bile cennetlik olması için yeterli.

-Sabahattin Eyüboğlu: Shakespeare oyunları çevirmeni. tartışmasız en iyisi.

-Talat Sait Halman: Shakespeare'in sonelerini kanımca en iyi çeviren kişidir.

-Fatih Özgüven: Vladimir Nabokov,Virginia Woolf ve Henry James gibi yazarları harika çevirmiştir.


Almanca Çeviriler:

-Behçet Necatigil: Kendisinin eşsiz şairliği yanında, Almanca’nın en lirik şairi Henrich Heine ve Norveçli yazar Knut Hamsun'un yapıtlarını çevirmesiyle de pek ünlüdür.

-Ahmet Cemal: O olmasa Musil adlı büyük yazarı belki zor tanıyacaktık. Yetmezmiş gibi (!) Kafka’yı en iyi çeviren isimlerden.

-Kâmuran Şipal: Franz Kafka ve Hermann Hesse’yi şahane çeviren çevirmen, yazar. 

-Burhanettin Batıman: Schiller baladlarını harikulade çevirerek dilimize aktaran ve bununla yetinmeyip Alman Edebiyatı Tarihi’ni yazan Alman Dili ve Edebiyatı hocası, çevirmen. Weimar Dörtlüsü’[ii]nün en önemli ayaklarından birini Türkçe okuyan okura sunmuştur.

Rusça Çeviriler:

-Hasan Âli Ediz: Rusça'dan çeviri söz konusu olduğunda akla gelen ilk isim, zirve.

-Nihal Yalaza Taluy: MEB bünyesinde 1940'larda ve 1950'lerde yaptığı klasikler çevirileri, farklı yayınevlerince hâlâ kullanılmaktadır.

-Leyla Soykut: Birçok Tolstoy romanını çok nitelikli çeviren insan. Turgenyev ve Dosto’dan da güzel çevirileri vardır.

 -Ergin Altay: Özellikle Dostoyevski çevirmeni. Dostoyevski çevirileri için can simididir.


-Ataol Behramoğlu: Kendisi de şair olduğundan mıdır, Rusça şiirleri bir başka güzel çeviren insan. En başta da Puşkin, elbette.


-Mazlum Beyhan: Klasiklerin yanı sıra –Avni Alpaut’un MEB çevirisini saymazsak-, Saltıkov-Şçedrin gibi büyük bir yazarın bilinmesini sağlayan çevirmen. Ayrıca diğer çevirmenlerin pek girmedikleri devrim dönemi rus edebiyatını da (Ehrenburg, Bondarev, Vasilyev gibi) pek güzel çevirmiştir.

-Ahmet Ekeş: Eskiden Varlık Yayınları’ndan çıkan Ekeş çevirilerinde “Rusça aslından çeviren” diye yazardı. Demek ki o dönemde de iki dil sonra Türkçe’ye çevrilen kitaplar oluyordu. İyi çevirmendir.

Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşleri ile ilgili bir çeviri tartışması var, bu konu ile ilgili iki linki aşağıya ekledim, tartışmaya bir ara dönerim diye düşünüyorum.

Fransızca çeviriler:

-Roza Hakmen: İsmini gördüğünüz kitabı koşulsuz alabilirsiniz. Heykeli dikileceklerden. Hem Proust hem Cervantes’i böyle harika çevirmek her çevirmenin harcı değil.

-Nesrin Altınova:Fransız Kültür Bakanlığı’ndan ödüller alacak çapta büyük bir çevirmendir. Çok iyi Hugo, çok iyi Balzac yapıtları çevirmiştir.

-Mehmet Rifat: Özellikle yapısalcılık ve göstergebilimin temel taşlarını dilimize kazandırarak büyük bir boşluğu doldurmuş önemli bir çevirmen ve akademisyendir.

-Erdoğan Alkan: Verlaine’ı, Nerval’i, Rimbaud’yu, Baudelaire’i çeviren, edebiyata hakim, bir büyük çevirmen.

-Samih Tiryakioğlu: Fransız Edebiyatı için bence, referans çevirmenlerdendir. İsmi yazılı kitap gözü kapalı alınır.

-İsmail Yerguz: Özellikle modern dönem Fransız Edebiyatı’nı hakkıyla çeviren kişi.



İtalyanca çeviriler:




-Rekin Teksoy: Muazzamdır. Dante’nin Komedya’sı herhâlde ancak bu kadar iyi çevrilebilirdi. Keza Boccaccio’nun Decameron kitabını da Türkçe’ye kazandırmıştır.

-Şadan Karadeniz: Umberto Eco çevirileri gayet güzel olan akademisyen ve çevirmendir.


İspanyolca çeviriler:

-Sait Maden: Bu büyük sanatçı da Federico Garcia Lorca’yı ve Pablo Neruda’yı tarifsiz güzellikte çeviren bir ustadır.

 -Ülkü Tamer: Güzel insan, sıkı şair, harika çevirmen. Çağdaş Latin Amerika Şiiri Antolojisi başlıbaşına şahanedir.

-Celal Üster: Juan Rulfo’nun Pedro Paramo’su benim için bir başyapıttır. Kızgın Ova'yı çeviren Üster'in bu kitabı çevirmemesi ise bence kayıptır.Ama Borges'yi enfes çevirmiştir.

Yunanca çeviriler:







-Azra Erhat: Antik Yunancadan yaptığı çevirilerle sanat ve kültür hayatımıza –A.Kadir[iıı] ile birlikte- bir insanın yapabileceği en iyi hizmetlerden birini yapmıştır. İlyada ve Odysseia’nın o destansı dilini çok güzel aktarmış, kitabın girişinde kırk elli sayfada hem antik dönemi hem mitolojiyi pek güzel anlatmış, doyurucu bir sözlükle de bu muazzam hizmetini bütünlemiştir. 

-Herkül Millas: Modern yunan şairlerinden yaptığı çeviriler önemlidir. Seferis, Ritsos ve Kavafis'in toplu şiirlerini çevirmiştir.

-Cevat Çapan: Şu aralar saçma sapan bir şekilde tutuklanmış olan Turhan Günay abimizin yönettiği Cumhuriyet Kitap Eki’nde “Şiir Atlası” adlı ufuk açıcı köşesinde dünya şiirinden verdiği örneklerle tanımıştım. İtalyanca çevirileri de nefistir (Pavese- Yaşama Uğraşı örneğin) ama Yunan dilinden yaptığı çevirileri pek lezzetlidir. Kanımca Barbarları Beklerken’i en iyi, özüne en uygun çeviren kişidir, o yüzden kalbimdeki yeri ayrıdır.  


Farsça çeviriler:

-Abdülbaki Gölpınarlı: Hafız, Hayyam ve Mevlana'yı çevirerek cumhuriyet neslini ihya eden büyük hoca, kıymetli mutasavvıf.

-Asaf Halet Çelebi: Mevlana ve Hayyam rubaileri çevirileriyle öne çıkmış büyük bir şair, bir gönül adamıdır.

Listeyi uzatmak mümkün, başka başarılı çevirmenler eklenebilir. Yukarıya yazdığım kimi isimler bazı okuyanlar için iyi çevirmen sayılmayabilir. Tahsin Yücel, Cemal Süreya, Can Yücel nerede diye sorulabilir. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalıştığım; çok arı bir dil kullanma, yeniden Türkçe söyleme gibi özelliklerin dışında, ortalama okura da hitap eden çevirmenleri yazdığım, her dilde belli bir sayıda çevirmene yer vermeye çalıştığım bir liste oldu. Hata varsa bendendir.

Hamiş: 

Kitap görselleri, Don Kişot, 'İlahî' Komedya ve Pedro Paramo orijinal dilindeki ilk baskılarına ait. İlyada'nın Yunanca olanı 1572 yılına ait Rihel baskısı, Türkçe olanı ise İş Bankası'nın dört kitap hâlinde bastığı 1962 tarihli kitap.

Resimlerden ilki İlya Repin'in "Onegin ile Lenski arasında düello" adlı eseri, diğeri Michelino'nun freski; freskte Dante, cehennemin girişinde Araf Dağının yedi eteğinde ve Floransa şehrinde, üstte cennet küresi, elinde İlahi Komedya'yı tutuyor.




[i] Limon Ağacı, Sandy Tolan, Pegasus Yayınları-2008, Çev.: Engin Wang
[ii] https://tr.wikipedia.org/wiki/Weimar_Klasisizmi
[iıı] Abdülkadir Meriçboyu
http://www.cafrande.org/dostoyevskinin-karamazov-kardesler-kitabinin-turkce-cevirilerinde-sansurlenen-bolum/
http://ceviribilim.com/?p=431

27 Eylül 2016 Salı

Çevirmenliğiyle Ülkü Tamer






Ülkü Tamer Türkçe Edebiyat’ın en önemli ustalarından, hepimiz biliyoruz. Şiirleri, öyküleri, anıları, senaryo ve oyunları, çocuk kitaplarıyla edebiyatımızın hemen her veriminde imzası olan bir büyük yazar, bir sıkı şair.




Bir diğer önemli yönü de, edebiyatın pek çok disiplininden, neredeyse herbiri bir klâsik olan eserleri dilimize, o enfes Türkçesiyle kazandırmış olması. Faulkner'dan Çehov'a, Edita Morris'ten Cengiz Aytmatov'a, oradan Neruda'ya onlarca yazar ve şairin onlarca kitabını çevirmiş. Çocukluğumun ilk yıllarında okuduğum, Milliyet Çocuk Kitapları’nın o minik, ciltli ve şahane resimleriyle şömizli kitaplarının bir kısmında imzası vardır. Bu yazıyı yazmaya niyetlendiğimde “Vikingler Geliyor” geldi aklıma mesela. Ne güzel kitaplardı.Sonra Ionescolar, Beckettler, Hemingwayler...






Dün akşam sevgili arkadaşım Umut Soysal’la yazışırken, mevzuu Cemal Süreya’dan Ülkü Tamer’e ve çevirmenlikteki muazzam çalışkanlığına kaydı bir anda. Oturup Tamer’in çevirdiği kitapları listelemeye niyetlendim. Bu konuda bir çalışma var: Hüseyin Tuncer’in “İkinci Yeni(ci)ler kitabı.[i]  Buraya aktarılmış çeviri kitapları bir kenara yazdım. Ayrıca, nadirkitap.com’a kayıt edilmiş Ülkü Tamer’in çevirdiği tüm kitapları  listeledim ve her iki taraftaki mükerrerleri eleyerek bir son listeye ulaştım. Ayrıca kitapta da olmasına rağmen, ustamız Halil Bingöl’den  mahlasla çevirdiğini öğrendiğim bir kitabı daha listeye ekledim. (Halil Abi’nin edebiyatımızda kullanılan mahlaslar, rumuzlar, takma adlarla ilgili bu çok kıymetli çalışmasının bir an evvel kitaplaşmasının şahane olacağını ve önemli bir eksiği gidereceğini düşünüyorum). Bu üç taraflı bilgileri süzdükten sonra yüz altı kitaplık muazzam bir liste oluştu. Tabii bunlar kitap halinde olanlar. Kimi kitaplarda farklı yazarlardan farklı çeviriler olduğunu baz alıp listeyi uzatmak mümkün. Listenin yan tarafında, bazı kitaplarda küçük açıklamalar var. Beraber çeviri yaptığı yazar ve şairlerin isimleri mesela. Kimi kitaplarla ilgili künye bilgileri ise eksik, belki zaman ilerledikçe bütünlenir. Belki buraya koymayı unuttuğum kitaplar vardır, bilenler hatırlatır.
Öyle ya da böyle bir edebiyat muhabbeti, konuyu buraya kadar sürükledi. Umarım birilerine faydası olur.

Kitap adı Yazarı Bas. Yılı Yayınevi Notlar
1 TATİL GÜNLERİ JEAN - CLAUDE CARRİERE 1972 MİLLİYET
2 AT HIRSIZI ERSKIN CALDWELL 1971 VARLIK
3 KÜLLER VE ELMAS JERZY ANDRZEJEWSKY 1977 KARACAN
4 NASIL MISIN İYİ MİSİN EDITA MORRIS 1989 CAN
5 KÖPEK SURATLI MAYMUN YAROSLAV HAŞEK 1969 VARLIK
6 DEV TIBOR DERY 1968 VARLIK
7 DOĞUM GÜNÜM KUTLU OLSUN COLINS HIGGINS 1975 KARACAN
8 GECE ANTONIONI 1966 BİLGİ
9 KARLAR KRALİÇESİ ANDERSEN 1980 CEM
10 MAVİ BOZKIR ŞOLOHOV 1967 YEDİTEPE
11 MUTLU PRENS OSCAR WILDE 1997 REMZİ
12 TAGORE HAYATI SANATI ESERİ 1961 VARLIK
13 SIKIYÖNETİM FRANCO SOLINAS 1974 KONUK
14 TOPRAK ANA CENGİZ AYTMATOV 1980 VARLIK
15 ÇILGIN KÖPEK ÖYKÜLERİ BRUCE NASH & ALLAN ZULLO 1997 SHOW
16 İHANET YILLARI 1986 KAVRAM
17 İHTİYAR BALIKÇI ERNEST HEMINGWAY 1970 VARLIK
18 ŞAMANDIRA (DENİZDE BİR YUVA) BRUCE BALAN 2000 GENDAŞ
19 ŞİŞKOLARLA SISKALAR ANDRE MAUROIS 2007 CAN
20 HİROŞİMA'NIN ÇİÇEKLERİ EDITA MORRIS 1982 CAN BİRLİKTE YANKI 1973
21 HİROŞİMA'NIN TOHUMLARI EDITA MORRIS 1982 CAN
22 KONUŞAN FARE RALPH BEVERLY CLEARY 2002 KELEBEK
23 ALTIN KUŞ GRİMM 1997 REMZİ
24 EZOP MASALLARI EZOP 1997 REMZİ
25 UNUTMAK YOK Seçilmiş şiirler PABLO NERUDA 2000 SİMGE HİLMİ YAVUZ ve TOMRİS UYAR ile birlikte
26 POLLYANNA ELEANOR PORTER 1972 VARLIK
27 SOKAK ÇALGICISI PAUL BERNA 1971 MİLLİYET
28 TALUA KIRALI SOMERSET MAUGHAM 1960 VARLIK
29 ZAMANIMIZIN BİR KAHRAMANI LERMONTOV 1967 AĞAOĞLU
30 ÇAĞDAŞ RUS HİKÂYELERİ ANT. 1971 VARLIK
31 SİNİRLİ İNSANLAR MİHAİL ZOŞÇENKO 1968 VARLIK
32 FİZİKÇİNİN DUASI SÜLEYMANOV 2002 DA
33 MİTOLOGYA EDITH HAMILTON 1964 VARLIK
34 SEÇME ŞİİRLER MAX JACOB 1992 YÖN
35 SÜRGÜNDEN ŞİİR RAFAEL ALBERTI 1978 CEM
36 BABİ YAR YEVTUŞENKO 1985 BROY
37 BİR SAVAŞ VARDI JOHN STEINBECK 1966 VARLIK
38 BÜTÜN OĞULLARIM ARTHUR MILLER 1963 VARLIK
39 BÜYÜK SÖZLER C.P. SNOW 1968 VARLIK DERLEYEN
40 DAĞ YOLUNDA ANTON ÇEHOV 1961 DE
41 EN KOMİK HASTANE ÖYKÜLERİ ALLAN ZULLO - MARTHA MOFFETT 1997 AKSOY
42 KÜÇÜK PEMBE MAYMUN CARLO COLLODI 1965 VARLIK
43 KİBRİTÇİ KIZ ANDERSEN 1967 CEM
44 MODERN FUTBOL NEDİR NASIL OYNANIR ERIC BATTY 1971 SANDER
45 OTHELLO WILLIAM SHAKESPEARE 1964 VARLIK
46 SİLAHLARA VEDA ERNEST HEMINGWAY 1969 ALTIN
47 SORUŞTURMA PETER WEISS 1972 SİNAN
48 SWEENEY AGONISTES T.S. ELIOT 1961 DE
49 VIETNAM'A SEVGİLER EDITA MORRIS 1970 DE
50 VİKİNGLER GELİYOR HENRY TREECE 1971 MİLLİYET
51 ÇİZGİLERLE EVREN YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN FELİX PİRANİ - CHRİSTİNE ROCHE 1996 MİLLİYET
52 ÖĞRETMEN DUYŞEN CENGİZ AYTMATOV 1971 DE
53 ŞİİRİSTAN  ANTOLOJİ 1959 A DERGİSİ YAY
54 CATHAY EZRA POUND 1987 BFS
55 KEL ŞARKICI EUGENE IONESCO 1965 DE
56 UÇAN SANDIK ANDERSEN 2005 CAN
57 GENETİK YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN  STEVE JONES HOPE-BORIN VAN LOON MİLLİYET
58 HARRY POTTER VE FELSEFE TAŞI J.K. ROWLING 2001 YKY
59 KUCAK DOLUSU PHILIP ROTH 1971 SANDER
60 ÇİZGİLERLE JOYCE ''YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN'' DAVİD NORRİS-CARL FLİNT 1996 MİLLİYET
61 ŞEYTAN'IN ALTINLARI  GRİMM 1970 DE
62 KADINSIZ ERKEKLER ERNEST HEMINGWAY 1971 VARLIK
63 O AKŞAM GÜNEŞİ, KURU EYÜL, KIRMIZI YAPRAKLAR, BİR ADALET WILLIAM FAULKNER 1959 ATAÇ
64 ON KISA OYUN YEATS, STRINDBERG, KAUFMANN, BRECHT, FRATTI, GAMBOA, BECKETT, D.THOMAS, PALYAKOF, IONESCO 1966 BİLGİ
65 SİNEMA DEDİ Kİ... 1989 AFA
66 ALACAKARANLIK ÖYKÜSÜ STEFAN ZWEIG 1995 MİLLİYET
67 GAZAP ÜZÜMLERİ JOHN STEINBECK 1995 MİLLİYET OYUNLAŞTIRILMIŞ
68 GELİNLİK KIZ - ÖNDER EUGENE IONESCO 1964 DE GENCO ERKAL ve CEMAL SÜREYA ile birlikte
69 HOŞÇA KAL COLUMBUS VE BEŞ ÖYKÜ PHILIP ROTH YKY
70 PROFİL  TAGORE 2005 YKY
71 ÜÇ KIZKARDEŞ ANTON ÇEHOV 1970 KENT
72 KISA DÜNYA EDEBİYATI TARİHİ RICHARD ALCOCK 1961 VARLIK
73 SANKİ JUDITH HERZBERG 1991 İYİ ŞEYLER
74 TAŞLAR,YİNELEMELER,PARMAKLIK     LAR & SÜRGÜNDEN ŞİİR YANNİS RİTSOS - RAFAEL ALBERTİ 1978 CEM ÖZDEMİR İNCE ile birlikte
75 YÜZÜCÜ JOHN CHEEVER 1993 YKY
76 ARTHUR MILLER SEÇİLMİŞ OYUNLAR - 1  ARTHUR MILLER 1995 ADAM Bütün Oğullarım - Satıcının Ölümü - Cadı Kazanı
77 BRIGITTE BARDOT SIMONE DE BEAUVOIR 1966 UĞRAK
78 KISA OYUNLAR 3 IONESCO-T.WILDER.. 1964 DE CEMAL SÜREYA ve MEMET FUAT ile birlikte
79 YAŞANMIŞ SIRADIŞI AŞKLAR ALLAN ZULLO - KATHRYN ZULLO 1997 SHOW
80 İSLAM TARİHİ S.F. MAHMUD 1973 VARLIK
81 TÜRK EDEBİYATINDA SOSYAL KONULAR KEMAL KARPAT 1971 VARLIK 1959'DA HARVARD ÜNV.DE VERİLEN KONFERANSIN ÇEVİRİSİ
82 JOYCE DAVID MORRIS-CARL FLINT
83 ÇİZGİLERLE KAFKA DAVID ZANE MAIROWITZ 1996 DOĞAN KİTAP
84 BRECHT MICHAEL THOSS
85 SADE STUART HOOD-G. CROWLEY
86 MAO RUIZ VE ARKADAŞLARI
87 SARTRE DONALD D. PALMER
88 SİYAH TARİH D. DENNIS-S. WILMARTH
89 PICASSO ANDREW BRIGHTON-ANDZEJ KLIMOWSKI
90 DESTEKSİZ BALIKÇI MAVALLARI BRUCE NASH-ALLAN ZULLO
91 BATIL İNANÇLAR PETER LORIE
92 YOLCUNUN KİTABI 1962
93 NAZIM'DAN SEÇMELER
94 ÇAĞDAŞ LATİN AMERİKA ŞİİR ANT. ANTOLOJİ 1982
95 ROSMERSHOLM HENRIK IBSEN
96 FİLUMERA EDUARDO DE PILIPPO
97 VAN GOGH GORDON SMITH
98 TROYALI KADINLAR EURIPIDES
99 DEV ÇOCUK GRİMM
100 ALACAKARANLIĞIN SESLERİ SEÇMELER
101 DENİZ BİLE ÖLÜR LORCA
102 MUTLU GÜN EDITA MORRİS
103 KADEHTEKİ ZEHİR AGATHA CHRISTIE İSMAİL ORKUN MAHLASIYLA
104 CEMİLE CENGİZ AYTMATOV
105 BİR YAZ TÜRKÜSÜ CENGİZ AYTMATOV
106 ARKADAKİ SİLAH ELLERY QUENN




[i] Hüseyin Tuncer, İkinci Yeni(ci)ler, Orkun Kitabevi-İzmir-2005